Ateşkesin 3. gününde, Suriye’nin başkenti Şam’da gerilim tırmanıyor. Şam yönetimi tarafından Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verilen süre, yarın sona eriyor. Bu süre zarfında, SDG’nin belirli taleplerini yerine getirmemesinin, bölgedeki güvenlik durumu üzerinde ne gibi etkileri olacağı merakla bekleniyor. Uluslararası toplum, ateşkesin kalıcı hale gelip gelmeyeceğini tartışırken, çatışmaların her an yeniden alevlenme riski ile karşı karşıyayız. İlgili tarafların, şiddetin durması için yaptığı açıklamalar ve anlaşma girişimleri, bölgede nasıl bir çözüm süreci doğuracak?
Ateşkesin temel nedeni, bölgedeki sivil kayıpların artması ve insani krizin derinleşmesidir. Şam yönetiminin, SDG ile müzakerelere girmesine rağmen, güvenlik endişeleri ve siyasi hesaplar bu sürecin karmaşık hale gelmesine neden oluyor. Yerel halk, ateşkesin getirdiği huzuru bir fırsat olarak değerlendirse de, yeniden başlayan çatışmaların travmalarını henüz atlatamadı. SDG’nin, Şam yönetiminin haksız saldırılarına karşı koyma isteği, her iki taraf arasında köklü bir mistrust (güvensizlik) yaratmış durumda. Birçok analist, bu güvensiz ortamın, daha kalıcı bir çözüm bulunmadan önce, büyük sorunlara yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Uluslararası toplumun, ateşkesin sürdürülmesi için yaptığı çağrılar, bölgedeki tansiyonun düşmesine yardımcı olmayı amaçlıyor. Birçok ülke, özellikle de komşu devletler, çatışmaların yayılma potansiyelinden endişe duyuyor. Türkiye, İran ve Irak gibi ülkeler, Suriye’deki dengelerin bozulmasının kendi ulusal güvenlikleri üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini belirtiyor. Bu bağlamda, uluslararası diplomasi süreci, tarafların birbirine yakınlaşmasını sağlamak için daha da önem kazanıyor. Ancak, güvenlik konusundaki endişeler ve siyasi çıkarlar, krizin derinleşmesine zemin hazırlamakta.
Ateşkesin önümüzdeki günlerde nasıl bir seyir alacağı, hem Suriye halkı hem de bölgedeki diğer aktörler için kritik bir anlam taşıyor. Eğer taraflar arasında yapıcı bir diyalog geliştirilemezse, bölgedeki huzurun kısa sürede sona ermesi muhtemel görünüyor. Bu nedenle, uluslararası kamuoyunun gözlemci rolü büyük bir önem arz etmekte. Şimdi herkes, yarın dolacak olan sürenin ardından neler olacağını merakla bekliyor.